BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ: EV

Dünyayı saran Korona salgını ile birlikte “ev”in bize çağrıştırdıkları üzerine sık sık düşündüğümüz bir dönemden geçiyoruz. Eve kapanmak zorunda kaldığımız bu günlerde kamusal alan ile kişisel alanın sınırı olan evlerimiz, farklı coğrafyalarda/mekânlarda birbirinden farklı deneyimleri yaşadığımız alanlara dönüşürken, gelmekte olan yeni dünyanın eşiğinde, hepimizi salgınla baş etme noktasında ortaklaştırdı. Evde kalmaktan eve maruz kalmaya evrilen bu süreçte evimiz ile kurduğumuz ilişkiyi dünyamız ile de kurduğumuzu fark ettik. Her geçen gün evin yeni bir anlamını keşfettiğimizi gördük. Bütün bu nedenlerle bu yıl düzenleyeceğimiz Project’in temasını Bir Varmış Bir Yokmuş: Ev olarak belirledik.

Salgın sürecinde barınma ve korunma yeri olan evimizi konut, yuva, arzu nesnesi, mülkiyet, politik bir alan, bir habitat olarak tekrar düşündük; çocuk ve kadının evin içinde yaşadığı şiddetin yanı sıra ekonomik sorunlarla boğuşan ve yaşam mücadelesi veren yığınların çığlığını bir kez daha tüm yakıcılığı ile fark ettik. Güvende olacağımıza inandırıldığımız evlerimiz, varlık ve yokluk arasına sıkışıp kaldı. 

Aynı gökyüzünü paylaştığımıza göre Dünya, hepimize ait olan uçsuz bucaksız bir evdir. “Bir ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta…”(1) diyerek tüm kültürleri, dilleri evimizin bir hazinesi olarak görebiliriz. Göç yollarına düşmüş insanların evlerine/köklerine duydukları özlemi anlayabilir ve onların yasını birlikte tutabiliriz. Korona günlerinde yaşadıklarımızı geleceğin insanlarına aktararak insanlığın oluşturduğu belleğe katkıda bulunabiliriz. İklim krizi kapımızdayken, eriyen buzullar tüm canlıların yaşamını tehdit ederken kendi hayatımızdaki çöp/atıktan başlayarak evimize (Dünya’ya) nasıl sahip çıkacağımıza dair çözümler arayabiliriz. 

 

Zaman, bizim evimizdir. Salgın sürecinde içinde yaşadığımız andan uzaklaşıp geçmişe ve geleceğe doğru yola çıktık şimdiyi tekrar bulmak ve kurmak üzere.  Her şeyimizi evden yaptığımız bir döngünün içine girdik. Bugünün ruhunu(zeitgeist) yansıtan dijitalleşme, hepimizin vazgeçilmezi oldu. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğini ve kıymetli olduğunu tekrar anladık. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine hiç olmadığı kadar yaklaştı. 

Bu dönemde karşılaştığımız her şey bizde çeşitli duygular uyandırdı. Kaybettiklerimiz, yapamadıklarımız, vazgeçtiklerimiz; can sıkıntısı, özlem, kayıp, yas… Bunların hepsi,  evimizin bir parçasına dönüştü ve yaşadıklarımızla birleştiğinde bizim hikâyelerimizi ortaya çıkardı.

 

Hepimiz bir beden ile bir eve doğduk. Bu nedenle kimi zaman hem evimize hem de bedenimize çizilen sınırları aşmak için mücadele ederken kimi zamansa evlerimizin ilk mezarlar olduğunu hatırlayıp, varlık-yokluk arasında, kendimizi akışa bırakarak yaşamı ve ölümü olduğu gibi kabulleniyoruz. Evimiz de bedenimiz gibi değişip dönüşüyor, bedenimize göre şekilleniyor. Dolayısıyla evsizleri hatırlayarak herkesin başını/bedenini sokabileceği, huzurlu bir evi olsun istiyoruz. 

Yaşadığımız salgın ile birlikte ev üzerine sorgulamalarımız artarken sanat alanını oluşturan aktörlerin biçiminin, yapısının ve ilişkilerinin değişmeye başladığını fark ediyoruz. Çekirdeğini online ortamların ve dijitalleşmenin oluşturduğu bu değişim; fiziksel temasımızı kısıtlarken dünyanın her yerinde ve her zaman iletişim kurabilmemizi, hikâyelerimizi birbirimizle daha kolay paylaşabilmemizi sağlayan yeni kanallar yaratıyor. Bu süreçte sanat etkinliklerini evden üretme ve online olarak gösterme biçimleri ön plana çıkıyor. Plastik sanatlardaki üretimler, enstalasyonlar ve interaktif eserler; fotoğraf ve video gibi mecralarda kendilerine yeni anlamlar buluyor. 

Bizler Project ekibi olarak hayat ve sanat birlikteliğinden yola çıktık. Pandemi ortamının yarattığı koşullar doğrultusunda bu yıl 31 Mayıs- 4 Haziran tarihinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde dijital ortamda düzenleyeceğimiz ve online canlı yayın konserlerini, sergi(ler)i, video veya fotoğraf çalışmalarını, Mayıs ayı boyunca lise öğrencileriyle yapılan atölye çalışmalarını içeren ev temalı “Bir Varmış Bir Yokmuş: Ev” adlı etkinlikler dizisine sizleri davet ediyoruz. "Ev"i disiplinler arası bir yaklaşımla incelemeyi, evlerden ne kadar çok yere ve insana ulaştığımızı görmeyi istiyoruz. Festival coşkusu ve heyecanıyla düzenleyeceğimiz etkinliklere evlerinizden ulaşacağınızı düşünerek sizleri en güzel şekilde ağırlamak için can atıyoruz. 

1. Donne, John. No Man Is An Island. Poem. 1624.